Yöneticimi nasıl yönetirim ?
Kariyerimi ilerletmek için yöneticimi nasıl yanıma alırım ? Göze batmadan favori hale gelmenin yolu nedir ?
KURUMSAL HAYAT


Katıldığım liderlik eğitimlerinin bir çoğunun yapısı 3’e ayrılıyordu. Kendini yönetmek, işi yönetmek ve yöneticini yönetmek.
Diğerlerine de önümüzdeki dönemde değineceğim ama ilk olarak yöneticiyi yönetmek ile başlamak istiyorum zira insan psikolojisini de işin içine kattığımız zaman hata payının en yüksek ve görülecek zarar riskinin de en fazla olabileceği yerin burası olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle referans alınması gereken temel düşünceyi kafamıza kazımak gerekiyor. Her insanın (özellikle de gücü elinde tutanların) kendilerine dair net bir öz değerlendirme ve görüşleri vardır. Genellikle kendilerini bağımsız, başarılı, zeki ve temelde iyi biri olarak görürler. Bu öz değerlendirme beraberinde insanlara kendi güç alanlarında kontrolün kendilerinde olduğu hissini verir ve eğer sahip oldukları güç alanında kontrolün ellerinden gittiği hissine kapılırlarsa buna verecekleri tepki oldukça sert olabilir. Bu bağlamda yöneticimizi yönetirken dikkat etmemiz gereken temel konu onun güç sahibi olduğu alanda kontrolün ona ait olduğu hissine zarar vermemek ve kendimizi bu kontrole bir risk olarak tanımlatmamak olacaktır.
Peki bunu nasıl yapacağız. Madde madde gidelim.
1. The Mafia Manager, mafya kurallarını makyavelist prensipler ile kurumsal hayata uyarlayan güzel bir kitap. Bu kitapta bir patronun yanında dururken bir alt kademede olduğumuzu aklından hiç çıkarmamamız gerektiğini bir çok defa vurgular. Durum, konu ne olursa olsun kendinizi yöneticinizin üstünde konumlayacak hareket ve söylemlerden kaçınmalı ve özellikle topluluk önünde çatışmaya girmekten kaçınmalısınız.
2. Onaylanma ihtiyacı gücün beraberinde getirdiği egonun ihtiyaç duyduğu besinlerden birisidir. Daha önce belirttiğim gibi gücü elinde tutanlar kendilerini bağımsız, başarılı, zeki ve temelde iyi biri olarak görürler ancak bu öz değerlendirme tabi ki dönem dönem dışarıdan desteklenmelidir ki kişi kendinden şüphelenmesin. Pek tabi ki bizim de bu onaylanma ihtiyacını kendi yararımıza kullanmamız en mantıklısı olacaktır zira bu ihtiyaç tatmin edildiğinde yani bu doğrulanma gerçekleştiğinde birey kendini güvende hisseder, muhtemel savunma güdüsünü askıya alır ve önerilerinize karşı daha açık olmasını sağlar. Bunu göze batmadan (yalaka damgası yemeden) nasıl yapabiliriz peki ?
Derin dinleme ve aynalama tekniği bunlardan birisidir. Her hangi bir konuşma sırasında kendi iç sesinizi susturup tüm dikkatinizi karşı karafa vereceksiniz ve bunu vücut dili ile de hissettireceksiniz. Buna ek olarak karşı tarafın kurduğu cümlenin son üç kelimesini (veya en kritik 1-3 kelimeyi) bir soru tonlaması ile tekrarlarsanız karşı tarafa “seni duyuyorum ve senin gibi düşünüyorum” mesajını bilinçaltı düzeyinde verirsiniz ve onları daha fazla konuşmaya teşvik edersiniz.
Tavsiye istemek yine karşı tarafın bilgeliğini onaylama yollarından birisidir. Bu yöntem karşı tarafa doğrudan iltifat etmeden onun bilgeliğini kabul ettiğinizi ve önem verdiğinizi hissettirir. Unutmayın, insanlar (özellikle de güç sahipleri) kendi fikirlerini (bilgeliklerini) paylaşmaya bayılırlar.
İnsanları övmek biraz riskli olabilir çünkü eğer bunu çok doğrudan ve göstererek yaparsanız üzerinize dalkavuk ve yalaka damgası yapışabilir. Bunu daha farklı ve dolaylı yoldan yapmak daha mantıklı olabilir. Mesela zaten çok açık bir şekilde iyi olduğu alanlar yerine daha belirsiz olduğu alanları ön plana çıkararak övgüde bulunabilirsiniz. Çok iyi olduğu konularda zaten yeteri kadar övgü aldığı için doygun olma ihtimali yüksektir ama bunun yerine ikincil yetenekleri (mesele entelektüel birikimi ya da bildiğiniz ama çok ön planda olmayan hobileri) hakkında övgüde bulunursanız daha etkili olabilir ve göze batmaz. Bir de direk övgü yerine 3. Şahısları kullanmak daha etkili olabilir. İltifatınızı kişinin yüzüne söylemek yerine onun kulağına gidecek şekilde başkalarına söyleyin. Başkasından duyulan bir övgü her zaman daha samimi ve inandırıcı gelir.
3. Chris Voss “Never Split the Difference” kitabında “Kontrol İllüzyonu” kavramından bahseder. Bu kavram karşı tarafın müzakereyi yönettiğini düşündürmek üzerine kuruludur yani karşı taraf yönettiğini zannederken aslında sonucu sizin belirlediğiniz stratejik bir yaklaşımdır.
Voss’a göre birine zorla bir şey yaptırmak yani üzerinde bir kontrol sağlamaya çalışmak çoğu zaman ters tepecek bir yaklaşımdır. Bunu bir de güç sahibi biri üstünde bir astı olarak yapmaya çalışırsanız muhtemelen ters tepecek ve kendinizi zor duruma düşüreceksiniz. Bunun yerine kontrolü ona vermiş gibi yaparak direnci ortadan kaldırabilir ve istediğiniz çözümü bulmaları için onları yönlendirebilirsiniz.
Bunun için çözümü onların bulmasını sağlayacak açık uçlu sorular ile başlayabilirsiniz. Voss kontrol illüzyonunu yaratmak için “Nasıl” ve “Ne” ile başlayan soruları kullanmayı tavsiye eder. Bu sorular karşı tarafı düşünmeye ve detaylı bir cevap vermek için zihinsel enerji harcamaya iter. Kısaca “Evet” ve “Hayır” diye kısaca cevaplanabilecek sorular yerine karlı tarafı yorum ve açıklama yapmaya itecek sorular sormak daha mantıklı olacaktır. Voss özellikle “Neden” sorusundan kaçınılması gerektiğini söyler. Neden sorusu suçlayıcı olarak algılanabileceğinden karşı tarafı savunmaya itebilecektir.
Ana amaç doğru soruları sorarak yolu daraltmak ve onları istediğiniz çıkışa doğru yönlendirmektir ancak konuşma bittiğinde yöneticiniz bunun yerine hem kendi kararını verdiğini hissedecek hem de sizin sorularınızı cevapladığı için bilgeliğinin onaylandığını hissederek tatmin olacaktır.
4. Bazen yöneticimizi ya da yöneticilerimizi etkilemek için yaptığımız bazı hareketler ya da söylemler bizi hedeflediğimiz yönün tam tersine götürebilir. Yeteneklerimizi sergilerken aşırıya kaçmak karşı tarafta hedeflediğimiz hayranlık yerine korku ve güvensizliği tetikleyebilir. Özellikle Greene’nin “The Laws of Human Nature” eserinde tanımladığı “Insecure Master” kimliğinde yani güvensiz bir yönetici ile çalışıyorsanız altlarındaki kişilerin yeteneğini, gençliğini ya da enerjisini pozisyonlarına ya da direk kişiliklerine bir tehdit olarak algılayabilir ve size karşı pozisyon almalarına sebep olabilir.
Peki hem tehdit olarak algılanmamak hem de ön plana çıkmak için ne yapmak gerekir ?
Mesela iyi bir fikriniz varsa bunu “Geçen gün sizin söylediğiniz şeyden yola çıkarak…” diyerek anlatmaya başlayabilirsiniz. Bu yukarıda bahsettiğimiz Kontrol İllüzyonuna benzer bir etki de yaratabilir. Küçük ve zararsız hatalar da bu bağlamda işe yarayabilir. Bu hataları onun düzeltmesini bekleyebilir ya da tavsiye isteyebilirsiniz. Mesela Mimar Jules Kral XIV. Louis'ye sunduğu planlarda bilerek küçük kusurlar bırakırdı. Kral bunları bulduğunda Mansart hayranlık duyduğunu belirtir, kralın dehası sayesinde planın mükemmelleştiğini söylerdi. Bu yöntemle Mansart, rakiplerinden daha az yetenekli olmasına rağmen en prestijli görevleri kapmıştır.
Doğrudan itaat bazen sizin dalkavuk ve yalaka olarak görünmenize sebep verip değerinizi azaltabilir. Bunun yerine aynı değerleri paylaştığınızı hissettirerek hareket ederseniz kendisini sizin için bir rol model olarak hissetmeye başlar ve güven duyması kolaylaşır.
Kısaca bu sürecin tamamının psikolojik bir değerlendirme ve ona göre bir strateji geliştirme olduğunu unutmayın. Öncelikle yöneticinizi gözlemlemeniz, analiz etmeniz ve daha sonra yukarıda belirtilen noktalara uygun bir şekilde hareket etmeniz gerekmektedir. Peki bunları yaparken arka taraftan ne gibi oyunlar oynamam gerekiyor derseniz daha sonra çok daha detaylı gireceğimiz bu konu ile ilgili olarak ön hazırlık olarak aşağıdakiler ile başlayabilirsiniz.
Dışarıdan tam uyumlu görünün.
Üstünüzden mümkün olduğu kadar iş alın. Bu onu hem tembelliğe hem de size bağımlı olmaya itecektir.
Sosyal ortamlarda dolaylı sorular sorarak hassasiyetlerini, korkularını öğrenin. Hangi eleştirilere karşı hassas, hangi konularda övgü bekliyor bunları bilin.
Not alarak ve özellikle yazışma toplayarak hareket edin ama bunları kimse ama kimse ile paylaşmayın.